Aşka Aşık Olanlar İçin Başucu Kitabı:"AŞKIN DİYALEKTİĞİ" 18.08.2009 - 17:16 Sevgili Dostlar
Aşk... Ne kadar konuşulsa, ne kadar yazılsa, ne kadar düşünülse de eksik kalmak zorunda olan bir duygu. Sonsuzluğa açılan kapı. Nice şairler, yazarlar bu duyguyu açıklamaya çalışmışlar. Her biri çok önemli, çok güzel şeyler yazmışlar, ama hala yazılıyor, hala okunuyor, hala düşünülüyor. Çünkü hava gibi, su gibi hayattan...
Rasim Özdenören'in "Aşkın Diyalektiği" isimli kitabı da, aşk duygusunu anlamaya çalışan, canına 'od' vurmuş aşk müşterilerinin başvuru kitaplarından. Kitap, aşkı çok yönüyle ele alan, tartışan çok sayıda denemelerden oluşuyor. Size, kitaptan, altını çizdiğim satırların bir kısmını sunmak istedim. İleri sürülen görüşleri kabul etmeseniz bile, çok güzel ufuk sağlıyor insana, tartışma. İyi yanışlar dostlar...
KİTAPTAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR
"İlk görüşte âşık olduğunu söyleyen kimse, baştan beri o kişiye âşık olduğu, fakat sonra karşılaştığı mı söylenmeli?"
"Görememek var, bir de görüp açılamamak, kendi içinde büyütmek... Hangisi daha acı???"
"Sevgili biriciktir. Ve bu, O sevgiliye bildirilmelidir."
"Âşık olmak da hasta olmak gibi, bir istidat meselesi: biri ruhun, öteki gövdenin istidadı... Acaba âşık, bilinçaltından kendini aşma çabasına düştüğü için mi âşık olabilmektedir? Her neye teşebbüs etse, kendi sınırlarına mahpus kaldığını duyumsayan insan, kendi varlığını bir başkasına aktararak mı bu işin üstesinden gelebileceğini düşünüyor ve âşık oluyor? Âşık olmanın, bir bakıma kendinden geçmek ve kendini bir başkasına aktarmak ve başkasında yaşamak olduğunu kabul edersek, insanın kendini aşma çabasının bu suretle gerçekleşebileceği hususu da anlaşılabilir olur."
"Başkasına ulaşma sevdasını gerçekleştirmeye çaba gösteren biri, hedefe ulaşamasa da, her seferinde bir önceki hamlesine göre farklı bir konunda bulunduğunu kabul etmekle, abesliği aşabilir."
"Aşk cehdi, aralıksız ve kesintisiz biçimde sürüyor."
"Don Juan, aşk arayışlarını hep farklı kimselerde aramış. Mecnun, bunu tek sevgilide aramış. Ama ulaştığında, menzil değiştirerek, yola devam etmiş."
"Çünkü aşkta, ufka doğru atılmış her adım, aşığı baştanbaşa yenilemeyi sürdürüp durur."
"Aslında âşık, söylediğimiz gibi, engellerin bertaraf edilmesini istemez. O sürekli bu engelleri bertaraf etmek için uğraşıyor görünmesine rağmen, onların bertaraf edilmesinin kendini bir boşluğa düşüreceğini duyumsar. ... Ortada gerçekten ve fizik olarak bir engelin mevcut bulunmadığının anlaşılması halinde bile, o, böyle engellerin var bulunduğu iddiasıyla yaşar. Söz konusu engellerin oluşumunda, somut, belirli kişilerin bulunması gerekir, değil mi? Ama işte o kişileri bulmak ve vebali onlara yüklemek imkan dışı kaldığında, âşık felekten şikayet etmeye başlar: engeller, feleğin işidir!"
"Âşık için, içinde bulunduğu aşk ilişkisinden kurtulmak değil öne çıkan, fakat onun derdiyle hemhal olmaktır"
"Âşığı yaşatan, onu aşk derdinden hoşnut kılan, onun yaşadığı bu kaygılardır aynı zamanda: kaygılar tükendiğinde, kim bilir, belki aşk da tükenmiş olur."
"Âşık, her defasında, tekrar ve tekrar, kendini yolun başlangıç noktasında bulur. Bu durum, ilahi aşk söyleminin de temelini oluşturur."
"Âşığın tek taraflı olarak veya âşıkların iki taraflı olarak vuslata bir yay mesafesi uzaklıkta (veya yakınlıkta) duruyor olmaları, onların karşı tarafa olan özlemini çoğaltır, keskinleştirir, bileyler. O mesafe, aşkın sürekli biçimde yeni kalmasına ve yenilenmesine yol verir."
"Âşık, sevgilisinin karşısında, sürekli engel olunmuş bir durumda duyumsar kendini".
"Âşık, aşkının gücünü biraz da engeller sayesinde sınamaktadır. Âşık için, burada öne çıkan belki de, sevgiliden daha çok, kendi yaşadığı aşk ilişkisidir. Sevgili, bu aşk ilişkisinin yaşanabilmesini sağlayan bir bahaneden ibarettir."
"Arada engel bulunduğu sürece aşk bilenir; engel kalktığındaysa, âşık birdenbire kendini bir boşlukta bulur."
"Âşıklık istitadı taşıyan birinin, bütün engeller bertaraf edilip de vuslata ermesinden sonra yeni aşk arayışlarına teşebbüs etmesi bence manidardır. Engeli ortadan kaldıran aşk ilişkisinde, çoğu kez, aşkın kendisinin de ortadan kalktığı gözleniyor. Bu yüzden aşka istidatlı kişi de yeni aşk arayışına girişiyor."
"Aşk ilişkisinde, aşığın, sevgiliye daima ulaşılamaz bir mesafede bulunduğunu ve bu mesafenin teorik olarak da asla kapanmayacağını düşünüyoruz."
"Âşık indinde terk edilmenin gerekçesi o kadar da önemli değildir: bu gerekçe sevgilinin duygusal yaşantısından kaynaklanmış olabilir: önemli olan bu değildir, önemli olan, âşığın terk edilmek suretiyle yönelmiş bulunduğu hedeften mahrum bırakılmış olmasıdır."
"Kavuşma halinde, aşk ilişkisinin, sıradan ilişkiye dönüşeceği hissi yaşanır; aşk ilişkisi, sıradan ilişkiye feda edilmek istenmez: acı da olsa aşkın varlığının muhafaza edilmesinden yana çıkılır. Ve en önemlisi kavuşmayı önleyen mânialar aşk ilişkisinin kökleşmesinin ve vazgeçilmezliğinin belirgin hale gelmesini sağlar. Bu tür engeller aşk ilişkisinin bel kemiğini oluşturur."
"Âşık, yalnızca yola koyulmuş olan biridir. Aslında belki tümüyle bilinçli bir tercihin güdüsüyle yola çıkmış olduğu söylenemez. O, yalnızca yola çıkar ve yürür. Hesaplı insanların yapabileceği şeyler onun bilincinin dışında durur. Hesaplı ve hesapçı kişi, yolun bir noktasından yanlış yerde bulunduğunu duyumsadığı anda, geriye dönmekten çekinmez. Çünkü onun için, zararın neresinden dönersen kardır maksimi işler. Âşıksa, zararın hiçbir noktasından adımını geriye atmaz. O, bir kez yola koyulmuşsa, o yolu bitirinceye kadar sürdürür."
"Mesele yalnızca yola koyuluştan ibarettir"
"Hedef- biz bilmesek ve öyle olduğunu düşünmesek, hatta öyle olduğunu kabul etmesek bile- yalnızca yolda olmaktır"
"Âşık, kendini yürümeye adamış biridir, ulaşmaya değil!"
"Aşk bir yetenek işidir. Bu bir yerde durmayan, durduğu yeri her defasında geride bırakan, onu aşan bir özellikle donatılmış olan bir yetenektir. Aşkın bir çeşidinde bu yetenek kısıtlanmış olarak bırakılır. Onun bu çeşidinde bu yetenek kısıtlanmış olarak bırakılır. Onun bu çeşidine tensel aşk diyebiliriz. Tensel aşkta, âşık, maşuk üzerinde sabitleşir, böylece maşuk fetiş haline getirilir."
"Tensel aşkta, fetiş haline getirilmiş olan maşuk, âşıkın yücelmesini, aşkını bir üst basamakta yenileyerek yaşamasını önlüyor. Oysa bir aşktan tam da tersi bekleniyor. Âşık, bir noktada saplanıp kalmayı reddediyor. Bunun yerine kendini sürekli yenilemeyi ve yenileştirmeyi öngörüyor."
"Tensel aşkta, aşkın nesnesinin (maşukun) fetiş haline getirilmesi tehlikesi her zaman mevuttur. Bu tehlikedir, çünkü oraya saplanıp kalmak, o kısır döngüye girmek fetişleştirmenin doğal sonucudur. Ancak bu momenti aşmayı başaran âşık, bundan sonrasında aşkın kendi aşkınlığının yaşanabileceği sınıra duhul eder: aşkın bir aşkınlık olduğu ve aşkınlığın sürekli yenilendiği bir alandır orası".
"Gideceği yer belli olsa bile nereye gideceğini bilemeyen birinin şaşkınlığı ve hüsranıdır âşık kişinin payına düşen."
"Ateş ve aşk birlikte anılır. Aşk açılmanın, hayatın işaretidir. Soğuk ise büzülmenin, içe kapanmanın ve ölümün"
"Âşığı yakan sevgilinin ateşi değil, kendi ateşidir. Ama o, her şeyin sebebini sevgilide aradığı (öyle sandığı) için, yanmışlığının da sevgiliden kendine yöneldiğini düşünüyor. Ama gerçekte her şey onun kendi ateşli varoluşu içinde olup bitiyor"
"Kimi âşık, sınırı ihlal etmekten çekinir, çünkü bu sınırın ihlali aşığın da helakine müncer olur. Ama sınırın ihlal edilemez olduğunu asla bir kurala dönüştürmememiz gerekiyor, çünkü sırf helak olmak, yanıp kül haline gelmek için o sınırı ihlal etmek isteyenler de az değildir."
"Sınırların aşılabilir oluşu, Âdemoğluna mahsus özelliklerdendir. Fakat kendi ateşiyle kavrulan aşığın bu sınırın nerede başladığını nerede bittiğini bilmesi beklemek muhaldir. O, aşkın verdiği ateşle önünde hiçbir sınırın bulunmadığını sanmakla mazurdur"
"Sahip olamamak, uzakta kalmak, kalbin ve yüreğin ateşiyle yanmaktır aşkı diri ve ebedi kılan. Bu yanış olmasaydı, geride anlatılmaya değmez sıradan, alelade bir ilişki türü kalırdı belki, ama bu, asla ölümsüz aşkın öyküsü olmazdı"
"Âşık, hedefi olan ve fakat bitimi olmayan bir yolculuğun yolcusu olarak karşımıza çıkıyor"
"Aşkı günah duygusuyla malul sayma temayülünde olanlar bilinçli olarak kabul etmekte zorlansalar bile, bilinçaltından âşıkın ulaşılamaz bir maşuk peşinde yol aldığını, böylece maşuku gide gide put haline dönüştürdüğünü, bu sonucun kaçınılmaz olarak ortaya çıktığını düşünürler ve bu sonuç yüzünden âşıkı affetmek istemezler."
"Yoksa aşk zaten vuslatsız bir gerçeklik midir? Vuslat sanılan şey daima bir aldatmaca mıdır ve onun gerçekleşmesi diye bir olgu yok mudur? Ve ilahi aşka da tam da bu noktadan mı bir geçit elde edilmektedir? İlahi aşk da vuslatsız olan bir olgu değil midir? Vuslatsızdır, çünkü doyumu mümkün olmayan bir arayışın ardından sürüklenmektedir."
"Âşık, gerçekte alın yazısını arayan biridir. Onun "seçeceği' sevgili, onun kalbinin derinliklerinde beklemektedir."
"Elbette sevilme arzusunun da bedeli olduğu hatırlanmalıdır. Konu aşksa aşkın bedeli olan acının yüklenilmesi, belki acının altında ezilinmesi, onunla birlikte yaşamanın öğrenilmesi, ödenecek bedel hakkında bir ipucu verebilir"
"Sevildiğini hissetmek istediğini söyleyen birinin bunun bedelini kendi sevgisiyle ödemesi gerekiyor"
"Kendini sevdirmek isteyenin, kendi sevgisini peşin peşin ödemesi gerektiği açık ve belli bir şey değil midir?"
"Âşık der ki 'sen var olduğun için ben de var bulunuyorum"
"Âşık bir bakıma 'sen yoksan ben kendi benimi neyle, nasıl sınayabilirim; ben, senin varbulunduğun dünyanın bir parçası olarak o dünyanın içinde yer alıyorum ve böylelikle varbulunabiliyorum'demektedir."
"Aşk yoksa veya âşık değilsem, sen yoksun, hiçbir şey yoktur. Ama sevgilinin 'ben buradayım' diyen seslenişi âşık tarafından işitilmektedir."
"Aşk, ilkin akılla başlıyor, ancak aklın iflası ile hedefine ulaşıyor."
"Âşıklık istidadı, kişiyi maşukunu buluncaya kadar aramaya sevk ediyor. O da, eriştiği her merhalede menzilin orası (ya da o kişi) olduğu zehabıyla konuşuyor."
"Âşığın biricik hedefi, maşuku tarafından kabul edilmesini sağlamaktan ibarettir. Kendini kabul ettirebilirse, o muradına ermiş sayılacaktır. Onun muradı, maşuk üzerinde tahakküm kurmak değil, fakat onu temaşa etmektir."
"Âşıkla maşukun birbirinin mahremiyetine ulaşabilmek için aradan hicabın çekilmesi ve tarafların birbirlerine nasılsa öyle (bu demektir ki, çıplak halde, çıplaklıklarıyla) görünmeleri gerekir. Başkalarından gizlenenler, âşıkla maşuk arasında giz olmaktan çıkıyor. Başkalarından gizlenenler, âşıkla maşuk arasında giz olmaktan çıkartılıyor ve karşı tarafın mahremiyetine sunuluyor...... Burada sözü edilen mahremiyet alanı yalnızca gövdeye ilişkin gerçeklikler değil; âşıkın ve maşukun tüm gönlün halleri de dışa vuruluyor: ağlamalar, fısıltılar, itiraflar, iç çekmeler, iç dökmeler, ne varsa, hepsi, her şey, ortaya dökülüyor ve böylece yeni bir mahremiyet alanı oluşuyor ve bu mahremiyet alanı yalnıza taraflar arasında kalıyor." "Biliyoruz ki, hiçbir âşık kendine bir dert ortağı bulamaz. Bulduğunu sandığı her defasında yanıldığını görür ve hüsrana uğrar."
"Var oluşumuzun en dibindeki mevcut bulunan temelin, asal unsurun aşk ve ölüm olduğunu söylüyoruz. İnsanın, bir bakıma, aşkla ölüm arasında sürekli bir mekik dokuyuş halinde bulunduğunu öne sürüyoruz. Aşk ölüme doğru salınırken, ölümlü olduğumuza dair fikir de aşk yanımızı körüklüyor ve onun ateşinin sönmeden kalmasını sağlıyor."
"Aşk içgüdüsü, insanın belki de ebediliğe attığı, atmak istediği bir çengeldir."
"Aşk, alış-veriş değil, yalnızca veriştir".
"Demek ki vuslata erdiğini düşünen kişi, o gizemli anın esrikliğini yaşamış olsa bile, teslim etmek zoruna kalıyor ki, her şey bir yalandan ibaretmiş. Vuslatı bir kez daha yaşasa, sonra bir kez daha, bir kez daha yaşasa, her defasında, hep aynı kanmazlık, yarım bırakılmışlık, ortada kalmışlık hissi, kişinin yakasını asla bırakmıyor ve o anın ebedi kılınması bir türlü başarılamıyor. O zaman anlaşılıyor ki, bu dünyada yaşanan vuslat, bu nispi vuslat, ancak mutlaka izafe edilebildiği taktirde ebedileşebilir. Ve aşığın hedefi de, vuslat anını süreklileştirmektir"
"Mantıkut tayr hikayesinde, Hüthüte sormuşlar, 'bizim uçuşumuzla bu yol biter mi' diye. Hüthüt de onlara şu cevabı vermiş: 'âşık olan canını kayırmaz, canını terk et, canını attın mı yol biter. Yolun bağı candır, canını ver, sevgilinin yüzünü gör. Sana imandan çık derlerse, candan vazgeç diye hitap gelirse, imandan da, andan da vazgeç. Böyle şey caiz değil, diye itiraz edene de ki, aşk küfürden de yücedir, imandan da, aşkın küfürle, imanla ne işi var? Âşık bütün harmanı ateşe verir, başını testereye korlarsa, sabreder, tenini biçtirir. Aşka dert ve gönül kanı gerek. Aşkın bir zerresi, bütün âlemden iyidir; derdin bir zerresi de bütün âşıklardan iyidir. Aşk, daima kâinatın içidir, ama dertsiz aşk, tam aşk değildir'."
"Aşk, aşığın var ettiği, yarattığı bir şeydir. Bu yönüyle, o, insanın ontik yapısında içkin bulunmakla birlikte, bu duyguyu harekete geçirebilmek, ancak ona istidatlı bulunan kimseye özgü bir marifet olarak görünüyor. Ve bu duygunun dışlaşabilmesi, âşığın maşuktan ayrı bulunması ve ona kavuşma iştiyakını taşıması halinden doğuyor."
"Bir kere âşık olduğuna karar veren kimsenin iç çatışması da başlamış olur. O, artık istikrarını yitirir. Onun bütün gayesi, sevgiliye kavuşma noktasında kilitlenir."
"Ancak bir sevgili, seveni sonsuz kılmaya muktedir olabilir. Ancak bir sevgili tarafından durmadan yenilendiğimizi duyumsarız. Biz kendimiz, kendi varlık tasımızı durmadan boşaltmaya belki güç yetiremeyiz, ama bir sevgili bu işi başarabilir, bu tası durmadan boşaltabilir ve her defasında onu yeni arayışlarla durmadan doldurabilir."
"İnsan, eşyanın ve insanın özünde mündemiç bulunan bu aşkı keşfetme görevini üstelenmeli ve bulunduğu yerde onu keşfetmelidir. Ya bulamıyorsa? Eğer gerçekten bulamıyorsa, bu, onun istidadı, yeteneği ile ilgili bir mesele sayılmalıdır. Bulamayan, kendi yeteneksizliği yüzünden bulamıyor."
...
Sevgili dostlar
Aşkın, bir türlü kendilerini ilgilendirenler, aşkı hissedenler, aşkı düşünenler, aşka aşık olanlar bu kitabı mutlaka okuma listelerinin başına eklemeli, tekrar tekrar okumalı diye düşünüyorum.
Her zaman söylemişimdir: "aşk varsa vardır", ve şimdi ekleyeyim: Aşkta yolun sonu yoktur... Sadece yol vardır, bir de yolcu... Ve yol ne kadar uzun sürerse o kadar iyidir... Değil mi ki yolun sevgiliye gittiğine inanılıyor, yol uzasın, ne gam... Ve zaten aşık, yolun sonunu düşünecek takati ne bulsun kendinde... O kendini yolda bir yerlerde iken ayırt edebilmiştir... O kadar...
AŞKINIZ DAİM OLSUN DOSTLAR...
Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.
yok bişi
yh ben olna aşık oldum ama arkadaşlarım gdii söledi şimdi olan bana inanmıyorr ve bana aşık değil onu kendime nasıl aşık edicem geri
acılı-kıs (13.03.2010 - 16:07)
adım olsun
Hikaye edilir ki; Yusuf A.S köle olarak satılacağı zaman herkes müşteri olmak için adını yazdırıyormuş, bir kadında ip eğirip onu satacak ve Yusuf A.S'a müşteri olacakmış, kadına;sen bu para ile onu asla alamzsın demişler kadın da; "Alamasam bile Yusuf'un müşterileri arasında adım yazılır hiç değilse" demiş.
ali fuat (20.08.2009 - 16:03)
|