"Ne yapacağını bilmeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek; ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk edecek gücü kendinde bulamamak; Büyük Yürüşüş'te kalabalıkllarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak- bu durumların hepsini tanıdım,hepsini yaşadım... Romanllarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlaar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır" der Milan Kundera... Bu kitabı okumak için yeter neden değil midir bu sözler.
Varolmak, Aşk, Sonsuzluk
22.11.2009 - 12:19
Son zamanlarda okuduğum güzel kitaplardan.
Oh, mutlu sonla bitmiş denilemeyecek, kitap bittiğinde de hala sizi düşünmeye
itecek, kafamızdaki soruları artıracak, sorunları artıracak bir kitap. Bir
roman aslında, ama farklı bir tarz. Yazar, arada kahramanları çekiştiriyor,
onlarla ilgili yorumlar, analizler yapıyor. Roman dışında da kahramanların
olası gelgitlerini sorguluyor, nedenler arıyor.
.
Kitabın konusu şöyle: Tomas, -romanın baş
kahramanı- Çekoslavakyada yaşayan, başarılı bir cerrahtır. Kendi başına bir
hayatı vardır. Çok kadınla ilişkisi olsa da, birlikte yaşamak sorumluluğunu
almak istemez. Sabah bir başına uyanmak ister daima. Kendi başına buyruk hali
vardır. Bir gün, gittiği bir kasabada yaşayan ve garsonluk yapan Tereza ile karşılaşması
hayatını değiştirecektir. Kız da annesi ve üvey babasıyla sıkıntılı bir hayatı
vardır. Tomas'ı bir kaçış olarak görür. Bir gün valizini toplar ve Tomas'ın
hayatına girer. Bu andan itibaren, Tomas, her ne kadar normal bir aile hayatına
alışması imkansız olsa da, hayatları farklılaşacak, değişime uğrayacaktır. Tomas,
önceki çok kadınlı hayatına devam edecek, fakat bölünmüşlükler, onun
huzursuzluğunu gün geçtikçe artıracaktır. Çekoslavakya'daki Rus işgalinden
sonra, bir gazeteye yazdığı muhalif yazı nedeniyle hastanedeki işinden olacak,
evlere temizliğe giderek hayatını yaşamaya devam edecektir...
.
Bu iki kişinin hayatı, farklı zamanlarda
farklı kimselerle de kesişir. Bunlardan Tomas'ın sevgililerinden Sabina, bir
kadın karakteri olarak ayrı bir yeri vardır kitapta. Ve Franz, ve karısı Claude...
ve romandaki diğer tüm karakterler kadar yer ayrılmış Tereza'nın sevgili köpeği
Karenin...
.
Yazar, tüm bu ilişkiler çerçevesinde varlık
yokluk, Tanrı-insan ilişkileri, ihanet-bağlılık, özgürlük, kaçış gibi konuları
işliyor. Tartışılan konuların çoğu da kadın-erkek ilişkileri bağlamında
işleniyor.
.
Kitabın sonu, Tereza'nın köpeği Karenin'e
ayırmış yazar. Tereza, kocasının başka kadınlarla ilişkilerini, onun umursamaz
tavırlarını, onun kaçışlarını, tüm sevgilisini köpeğine vererek dengelemeye
çalışmış. Sevgi anlamında, kocasının yerini tutmuş bir yerde Tereza için. Bu
bağlamda, iki insanın aşk ilişkisi ile, insan-hayvan arasındaki sevgi
ilişkisini tartışmış. İlginç sonuçlara varmış ki bir kısmına katılmamak mümkün
değil. O kısmı alıntılıyorum.
.
"insan
çiftinin doğması gözönüne alındığında,
erkekle kadının aşkı, a priori
olarak köpekle insan arasında varolabilecek (en azından en iyi örneklerde)
sevgiden aşağı birşeydi. tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin'den
bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile
beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir
eden sorular da sormamıştı: Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir
başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? Aşkı ölçmek,
sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün bu sorular belki de
her şeyin yanı sıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin
nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte
bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin
kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir.
Bir şey daha
var; Tereza, Karenini olduğu gibi kabul etmişti; onu kendi imgesinde
yeniden yaratmaya çalışmamıştı; daha işin başından onun köpek yaşamıyla
uzlaşmış, onu bu yaşamda yoksun etmeye çalışmamış, kendine özgü
gizli kapaklı işlerini kıskanmamıştı. Onu eğittiyse, bu onu dönüştürmek için
(kocanın karısını ya da karının kocasını yeni baştan yaratma çalışması gibi)
değil, ona birlikte yaşamalarına ve anlaşmalarına yarayacak temel dili öğretmek
içindi.
Bir de şu
var: hiç kimse onu Karenin'i sevmeye zorlamamıştı. "
....
"Karenin,
köpek değil de insan olsaydı, Tereza'ya çoktan, 'buraya bak, her gün şu çöreği
ağzımda tutmaktan bıktım, içime fenalık geldi. Değişik bir şey gelmiyor mu
aklına?' demişti bile. İşte insanoğlunun bütün bahtsızlığı burada yatıyor.
İnsan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru
gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelemeye duyulan özlemdir"
...
Yazar bunları
söylemiş, fakat o kadar kolay mı böyle düşünebilmek. Haklı olduğu taraflar tabi
ki var, karşımızdaki insansa eğer, o oranda beklentilerimiz fazla oluyor.
Beklentimiz arttıkça da mutsuzluğumuz artıyor... Ve hayat bitiyor.
Mutsuzluğumuzun nedenlerinden biri de, karşımızdaki sonlu bir varlıktan,
sonsuz, karşılıksız, hesapsız sevgi beklememiz, sonsuzluk beklemememiz. Bu da
muhal işte...