Divriği Gezi Notları 01.04.2009 - 22:38 Dostlar, sizinle 2008 yılında bir başıma yaptığım yarım günlük süren Divriği gezi fotoğraflarını paylaşmak istiyorum.
Tarihçesine bakarsak, Divriği, Sivas kadar eski tarihi olan bir ilçe. Hititlerden beri bölgede yerleşim olduğu biliniyor. 1070 yılında Türklerin eline geçmiş, 1180-1252 yılları arasında ise Mengüç devletine başkentlik yapmış, 1277'de ise İlhanlıların yönetimine girmişir. 1516 yılında Yavuz S. Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. İlk önce Rumiye (Amasya), sonra Sivas vilayetlerine bağlı bir sancak merkezi iken, 1923'de Sivasa bağlı ilçe olmuş. Kasabaya demiryolu 1937 yılında gelmiştir.
Divriği haritada bakıldığında Sivas-Erzincan hattının biraz güneyinde kalıyor. Erzincan'dan Sivas'a gelirken Zara'dan güneye ayrılıyorsunuz, fazlasıyla virajlı yol aracılığıyla yaklaşık 98 km bir yolculuktan sonra Divriği'ye ulaşıyorsunuz. Bir başka yol da, Kayseri'den Malatya'ya giderken Gürün'den kuzeye dönüp, Kangal'ı geçip ulaşılabilir. Her iki yoldan da gittim, her iki yol da asfalt, ama bol virajlı, dar yollar...
Divriği beni barındırdığı Ulu Cami nedeniyle çekmişti. Ulu Cami'yi, ortaokul-lise kitaplarında o ünlü kapısını hatırlıyorum. Bir de, UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış olması, önemli kılıyor. Aslında bir yere gitmenin nedeni var mıdır? Bence -ki bende öyle olur- önce gitmeye karar verirsiniz, sonra da kendinize neden bulursunuz. Bazen bir yere gitmenin tek nedeni, yolda giderken, bir yol ayrımının sizi çekmesi ve bu yol nereye gider ki acaba diye yola düşmenizdir. Aslında buna yola düşmek değil de yoldan çıkmak derler ya, olsun.
Divriği, çok yollar önce barındırdığı Divriği Demir Çelik Fabrikası nedeniyle yaklaşık 40 bin nüfus barındırıyormuş. Çok mamur bir ilçe imiş. Ama zaman geçip de Demir Çelik özelleşince, çok sayıda işçi çıkarılmış ve ilçe de eski cazibesini kaybetmiş.
İlçede kalınabilecek bir adet otel var. Otelde de yer bulmak epey zor. Öğretmenevi var, geçen yıl (2008 Temmuz'da) tamiratta idi, sanırım şimdi misafir kabul ediliyordur. Mahalle aralarında oteller varmış sanırım temizlik noktasında ciddi sorunlar nedeniyle pek önerilmiyor.
İlçe merkezine girdiğinizde ciddi bir terkedilmişlik hissi basıyor sizi. Bir zamanlar çok kalabalık nüfus barındıran ilçe eski nüfusunun dörtte birine düşmüş.

Ulu Cami bahçesinden Divriği.

Divriği sokaklarından bir görüntü. İlçede içki tüketimi oldukça yüksek olduğu söyleniyor.

Ulu Cami, ilçenin doğusunda, kalenin güneyinde, 1229 yılında Mengüçoğlu Sultanı Ahmet Şah tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ahlatlı Hürrem Şah'tır. Darüşşifa ile birlikte yapılmıştır. Taş işlemeli ve "Taç kapı" olarak isimlendirilen kapısıyla ünlüdür.
Böyle bir eseri seyrederken, bu eseri ortaya çıkaran sanatkarların hayallerini, beklentilerini, çalışırken yaşadıklarını, çektikleri zorlukları hayal ediyorsunuz ister istemez. Böyle eser bırakmak için sanırım çok daha fazlasına değer. (Fotoğrafı haberin girişinde de eklemişsem de, daha büyük şeklini göstermek istedim.)

Ulu Cami kapısının başka bir açıdan fotoğrafı.

Caminin içinden bir görüntü.

Ali Osman Bey, Divriği'de lokanta işletiyor. Bir sabah çorbamı içmiştim lokantasından. Beni gazeteci sandı, elimde fotoğraf makinelerini görünce. :) Eskiden lokantasının içkili olduğunu, babası öldükten sonra içkiyi dükkandan kaldırdığını ifade ediyor. Eski, canlı günlerini özlüyor ve hayal ediyor Divriği'nin Ali Osman Bey. Ama çok da ümidi yok. İnsanların, esnafın mezhebine göre alışverişte tercih nedeni olduğunu, bunun da sıkıntılı bir durum olduğunu ifade ediyor haklı olarak. Düşünsenize, küçük bir ilçede birilerinin diğerlerini ötekileştirmesi hiç hoş olmasa gerek.

Ali Osman Beyin lokantasının tam karşısında bakkal, dükkanını açmış, kapıyı süpürüyor. Hani bazı hikayelerdeki kasaba gibi. Nedense Mustafa Kutlu'nun o yalın diliyle bizi nicedir götürdüğü kasabaları hissettirdi derinden.

Sabah sabah kapının üstüne çömelmiş, yoldan gelip geçenleri müthiş bir umursamazlıkla yarı uykulu halde izleyen pisicik. Bu da hikayeden bir parça...

Bu da, Divriği'yi çıkıp Kemaliye tarafında döndüğünüzde önünüze çıkan demir yolu. Son vedayı yapıyor gidenlere...

Divriği'den Erzincan tarafında doğru yola çıktığınızda -ki Divrigi'liler güvenlik nedeniyle pek gitmemi önermemişlerdi, illa gideceksem de erken yola çıkmamı önerdikleri bir yoldu- 20-30 km toprak yolda ilerliyorsunuz. Sonra asfalt yol başlıyor. Zaman zaman fotoğraftaki gibi kıvrım kıvrım yollardan geçiyorsunuz.

Bu da Divriği'den çıkıp Erzincan'a doğru yol alırken, sağ tarafınızda Fırat boyunca Eğin'e yakın sıra dağlar uzanıyor. Gün batımında böyle bir manzarayı seyre daldığınızda her geçen dakika ile tüm manzaranın renginin değişmesi, bir mucize gibi etkileyici...
...
"Yol" kelimesi heyecan verici kelimelerden. Çünkü sizi başka diyarlara götürür. Heyecanlara, bilinmezliklere gebedir. Yolculularda değişmeyense kendi içimz. Nereye gitsek götürürüz kuru başımızı, içimizi.
KAYNAK: Türkiye Tarihi Yerler Kılavusu, M. Orhan Bayrak, İnkılap yay, İstanbul 1994
Henüz yorum yapılmamış.
|