Anasayfa | İletişim
Rasim Özdenören, Çağdaş Türk hikâyeciliğinin yaşayan en önemli duayenlerinden birisi. Her hikaye kitabını sabırsızlıkla bekler, tekrar tekrar okurum. Hikâyelerinde kendimden, hayatımdan çok şeyler bulurum. "İmkânsız Öyküler" ismiyle yine İz yayınlarından çıkan son kitabı, 80 kısa hikayeden oluşuyor. Kısa olmalarına rağmen...

İMKANSIZI ARAMAK

27.06.2009 - 13:58

İMKÂNSIZDAKİ ARAYIŞLAR

Rasim Özdenören, Çağdaş Türk hikâyeciliğinin yaşayan en önemli duayenlerinden birisi. Her hikaye kitabını sabırsızlıkla bekler, tekrar tekrar okurum. Hikâyelerinde kendimden, hayatımdan çok şeyler bulurum. "İmkânsız Öyküler" ismiyle yine İz yayınlarından çıkan son kitabı, 80 kısa hikayeden oluşuyor. Kısa olmalarına rağmen, her bir öykü, sanki okuyucuna tamamlanması için bırakılmış, herkes kendisi kendine göre tamamlaması gerekirmiş tarzda. Bazı hikayeleri, kendini size hemen açmayan türden, anlamak için emek vermek gerekiyor. Hikayelerden bazıları şiir tadında, kısa ama şaheser... Kitapta en çok sevdiğim hikayeler: Hazan, Temmuz Karı, Kuytu, Cadde-i Kebirde Yaşanan Hasret, Sevgililer, Karartı, An, O, Geçmişten Gelen Gece, Bekleyen, Beklemek, Otel Duvarları başlıklarını taşıyor. Size, "Otel Duvarları" isimli hikâyeyi alıntılamak istedim. İyi okumalar.



OTEL DUVARLARI

Uşak odanı kapısını açıp bana yol verdiğinde adımımın biri içeriye girer girmez gözlerim her zaman olduğu gibi ortalarda atılan elbiseler, boğazlanmış bir adamın kanlı cesedini aradı.

Ne zaman otel odasının kapısını aralasam kafama mıh gibi çakılmış olan bu tabloyu görmek isterim. Hayır, göreceğimi sanırım. Han duvarlarına Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ın ölüm rüyalarına veremin kanlı balgam izleriyle çiziktirilmiş mısraları nakşedilmişse, otel duvarlarına da faili meçhul kalmış cinayetlere kurban gitmiş cesetlerin morartısı yansımıştır.

Uşak bunları bilmiyor. Kafamdan geçenleri bilmiyor.

—Klima düğmesi... ayarlamak isterseniz.. odanın ısısı... televizyon kumandası.. efendim resepsiyon.. banyo..

Valizi oradaki taburenin üstüne yerleştirmişti. Bir an önce odayı terk etmesini bekliyorum.

Kapıya doğru uzaklaşırken bir eliyle kapının tokmağını tutuyordu. Sonunda:

—İyi istirahatlar, diyerek kapıyı çekti.

Elbisemi çıkartmadan yatağa uzandım. Onu düşünmeye başladım. Ne zaman gelecekti? Gelecek miydi? Gözlerim kapanmaya yüz tutma çizgisinde benimle kavgaya tutuştuğu hayali kafamda canlanıyordu. Beni sorguluyordu. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Ona verilecek hiçbir hazır cebım yoktur. Hiçbir şey tasarlamıştım, tasarlayamıyordum. Her tasarının boşa çıkacağını adım gibi biliyordum. Bana gönderdiği uzun telefon bildirilerine verilecek cevabım yoktu. Ya "evet" "hayır" gibi kısa kestirme cevaplar veriyordum ya da tek kelimelik bildirilerle beni anlamasını sağlamaya çalışıyordum. Ne ki, bunları hiçbiri benim hedeflediğim amaca ulaşmadan daha yarı yolda kırılıp dökülüyordu.

Akşamın alacasının ağır tozlu perdenin arkasından usul usul çökmekte olduğu seçiliyordu.

Neden sonra, birden, başucumdaki telefonun çınlamasıyla silkindim. Saat 10'du. Nerdeyse gece yarısına yol almaya başlamıştık. Gelmişti.

Otelin lokantasında siparişimizi vermiş, karşı karşıya otururken doğrudan konuya girdi:

—Aşkın engelden doğduğunu söylüyorsun, öyle olsun. Peki, aramızdaki engel nedir söyler misin?

—Ben aramızda engel olduğu söylemiyorum.

—Öyleyse aşk da yok mu diye anlayayım bunu?

—Hayır, o da değil. Dediğim kavuşma iştiyakı.. bu iştiyakın önüne çekilen setler var.. tarafla birbirine iki yay aralığı kadar yakın dursalar bile, kavuşma asla gerçekleşmez.. kavuşmanın gerçekleştiği anda..

—Aşk biter mi?

—Bir bakıma öyle.

—Aşk bitmesin diye biri masanın bir ucunda, öteki diğer ucunda mı duracak?

—Beşer bağlamında başlangıçta öyle. Beşer arasında kavuşma vaki olduğunda tanrısal olana yol bulunur.

—Ben insanım, dedi, öyle de kalmak istiyorum. İnsan olmak bana yetiyor.

—Anlıyorum, dedim.

Onu anlıyordum. Beni anlamadığını anlıyordum. Ne ki, benim onu anlamam yetmiyordu. Onun da bana ulaşması, daha çık söylersem bulaşması gerekiyordu. Bu da şimdilik imkânsız görünüyordu. Her zaman olduğu gibi tek başıma ve tek taraflı olarak kalakalmıştım.

Masanın bir ucunda o, bir ucunda ben, asırlar boyu böyle bekleyerek birbirimize bakarak duracakmışız gibi bakınıyorduk. Otelin duvarları üzerimize abanmaya hazır bekliyordu. kanlı, hoyrat, gaddar duvarlar...

Elimi uzattım. Masanın üstünde duran elinin üstüne koydum.


Henüz yorum yapılmamış.