İvan İlyiç'in Ölümü... 20.07.2009 - 22:49  |
Tolstoy'un en iyi romanlarında birisi şüphesiz İvan İlyiç'in Ölümü'dür. Ölüm gerçekliğini çok güzel yansıtmış. İvan İlyiç'in portresinde okuyucuyu öldürüyor aslında. Çünkü her birimiz, hazların peşinden koşan birer İvan İlyiç haline gelmişiz, ve ölümün bize gelmeyeğine inanmışız... İvan İlyiç, hak etmedikleri halde sadece dâhil olduğu toplumsal sınıf sayesinde toplumda yüksek ve paralı mevkiye gelen bir memurun oğludur. Kendi hayat tarzı da bu şekilde şekillenmiş, gün gün istediği mevkiye gelmiş, evlenmiş, yine zengin ve düzeyli bir kadınla evlenmiş, hayatı hep istediği gibi şekillenmiştir. ne zaman ki çocukları olmuş, o zaman eşi, haz dünyasından gerçek dünyaya dönüşün sıkıntısını İvan İlyiç'e yansıtmış, huysuz ve çekilmez bir kadın olmuştur. Bu durumda İvan İlyiç, kendisini daha çok işe vermiş, eşiyle yalnız kalmamaya çalışmaya başlamıştır. Terfi döneminde haksızlığa uğradığını düşünen İvan İlyiç, bu durumdan çıkış yolunu, yine 'tanıdıkları' sayesinde aşmış, daha çok para kazandıran bir işe geçmiştir. Mutlu olmayı ve eşiyle arasını düzeltmenin yolunun, çok güzel bir evde oturmaya bağlayan İvan İlyiç, bulduğu en güzel evi tutar, içinin tezyini ile yakından ilgilenir. Bir keresinde ustaya bir şey gösterme için merdivene çıktığında dengesini yitirir ve böğrünü çarpar, fakat bunu hiç önemsemez. Fakat bu hadise, hayatındaki düşüşün başlangıcıdır. Her geçen gün ağrı artar, en ünlü doktorlar tam teşhis koyamazlar, ağrısı gün gün artar. Hayat tarzı yine kendisi gibi "haz" eksenli olan eşinin, İvan İlyiç'in çektiği acılara yaklaşımı, 'kendisine eziyet etmek için bir neden' den öte değildir. Etrafındaki insanlardan sadece hizmetçisi Gerasim ve oğlu, acısını anlayabilmektedirler. Gerasimle yalnız kaldığı anlar, bir yerde o dönem Rusya'sının alt sınıfa yaklaşımının günah çıkarma sahneleri gibidir ve oldukça da hüzünlüdür. Gün gün beklenen ölüm yaklaşır, her geçen gün acıları çekilmez bir hal alır, morfin dahi fayda vermez, daha da ötesi, etrafındaki insanların ona bir 'yük' olarak bakmalarını iliklerine kadar hisseder... Kendi acıları artmasına rağmen, eşinin yaşam tarzında en ufak bir değişiklik yapmaz, güya onun acısını anladığına dair 'yalan' cümlelerden öteye geçmez, bu İvan İlyiç'e daha fazla acı verir. Ölümünden önceki son üç gün, inlemelerle geçer. Can çekişmesi 2 saat sürer ve ölür.
Tolstoy, bizi romanın başında, sonundan başlayarak bir anda içine çekiverir olayların. İvan İlyiç'in ölümü, eşi için elde edeceği yüklü miktarda bir tazminat, arkadaşları için yerinden boşalan mevkiye yerleşme fırsatı, oynadıkları oyunda bir partner kaybından öteye düşünmemelerini bize söylemesi, İvan İlyiç'in nasıl bir toplumun içinde, o toplumun bireylerinden biri olduğunu gösterir.
...
Roman, bir nefeste okunabilecek, hacim olarak da küçük bir roman. Tolstoy roman karakterlerini öyle kurgulamış ki, kişilerin özellikleri, kullandığı cümleler, tasvirleri size tam adres gösteriyor, her şey tam oturuyor. Size, vermek istediği şeyi tam veriyor, ne bir eksik, ne bir fazla...
...
Ölüm, ne kadar bize uzakta gibi görünse de, çok yakınlardan bizi çağırıyor, ama biz hala, her öleni gördüğümüzde, "iyi ki ölen ben değilim" düşüncesiyle mutlu olmaya çalışıyoruz...
...
Romandaki ölüm sahnesi ile yazımı bitireyim: "....Başucunda bulunanlar için can çekişmesi iki saat sürmüştü. Göğsü hırlıyor, bitik bedeni sarsılıyordu. Sonra yavaş yavaş zayıfladı hırıltı. Başucundakilerden biri,
-Bitti! dedi.
İvan İlyiç duydu bu söyleneni, ruhunda aynı şeyi yineledi. 'Ölüm bitti,' dedi içinden, 'ben yokum artık'.
Havayı içine çekti, soluğunun yarısında durdu, gerindi, öldü."
...
Kitabı İletişim yayınlarından okudum, Rusça aslında çeviren Ergin Altay. Gerçekten birinci sınıf bir çeviri. Tavsiye olunur...
Henüz yorum yapılmamış.
|